Comedywoche Archiv

Muhsin Omurca – Integration a la IKEA

Karikatürk2018

FR 15. Februar 2019, 20 Uhr
Muhsin Omurca – Integration a la IKEA

Alle kommen nach Deutschland: die Syrer und die getürkten Syrer. Ja, selbst die Vietnamesen wollen auf einmal Syrer sein. Die Integrations-Industrie ist auf kaltem Fuß erwischt und total gelähmt worden; sie stöhnt nur noch „Was tun? Wie weiter? Müssen wir den Film mitten drin stoppen und wieder von vorne anfangen?“ Nein, nicht doch! Wozu sind die Türken da? Immerhin haben sie 40 Jahre Integrations-Experimente auf dem Buckel, die ihre Spuren hinterlassen haben. Die Erfahrungen der Türken – der ewigen Integrationsfahrschüler Deutschlands – sind Gold wert. Jetzt kann die deutsche Gesellschaft auf sie zählen. Denn Integration ist unser aller Döner. Endlich sind die unterschätzten und verkannten türkischen Eigenschaften wie Pragmatismus und Erfindergeist am Zug und werden ihre Renaissance erleben. Muhsin, der Vater des Migrantenkabaretts in Deutschland und noch nicht anerkannte Integrationsexperte, kennt seine Landsleute und die Deutschen wie kaum ein anderer und schlägt u.a. vor: „Integration a la IKEA“…Wie üblich mit selbstgezeichneten Cartoons. Solo-Programm mit Cartoons, Dauer: 2 x 45 Min (flexibel).
PRESSE:
“Endlich eine frische Kabarett-Idee!” schrieb die Nürnberger Nachrichten über das erste Cartoon-Kabarettprogramm von Muhsin Omurca und prompt erhielt es den “Deutschen Kabarett-Sonderpreis”. Muhsin tourt nicht nur in Deutschland, Österreich, Finnland und der Türkei, sondern auch in Kanada (Uni Toronto), Japan (Unis in Tokyo, Kyoto & Osaka 2013) und den USA (Uni California Berkeley/San Francisco 2015). Muhsin, der von Dieter Hildebrandt entdeckt wurde, ist mit seinem “ideenreichen und scharfsinnigen” Cartoon-Kabarett unterwegs.
Eintritt: VVK 15/12 Euro; Abendkasse 17/14 Euro
Kartenreservierung

MÜFETTİŞ

OYUN-YAZISI-MÜFETTİŞ

DI 26. Februar 2019, 20 Uhr
MÜFETTİŞ
Baskının, zulmün egemen olduğu her yerde, yolsuzluk, rüşvet, haksızlık, vurgunculuk başta gelir. Egemen zincirin her halkasının pay aldığı bu soygun ve zulüm düzeninin en belirgin özelliklerinden biri de “korku”dur. Hayır, egemenlerin yüreklere saldığı, düzenlerini sürdürmenin besleyici bir aracına dönüştürdüğü korkudan söz etmiyoruz; haksızlığı ve zulmü rehber edinmiş olanların artık kendi hayatlarında yaşadıkları, onları uykularında bile rahat bırakmayan korkudan söz ediyoruz. Çünkü ne yaptıklarını en iyi onlar bilir! Ve öyle bir an gelir ki, bu korku gerçek olmayan şeyleri yaratır, hep izlendiğini ve gözlendiğini düşünür Çalan. Kimseye güvenemez ve herkesten kuşku duyar. Çünkü Çalan, artık çalanlardan da çalmaya başlamıştır! Dur durak bilmeyen bir çalma duygusu, korku içinde de olsa benliğini ele geçirmiş, alt-çalan üst-çalan’dan pay gizlemeye, artık ondan çalmaya başlamıştır; tutkunun ve korkunun inanılmaz çatışması korkulu düşler, hayaletler ya da gerçek olmayan güçler üretir.
Gogol’ün “MÜFETTİŞ” oyunu, yazarın herkesçe bilinen “BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ” ile birlikte tiyatro tarihinde unutulmazlar arasındadır. MÜFETTİŞ, yazıldığı zamandan bu yana birçok öykü, oyun ve filme konu olmuş, ilham vermiş bir “yanlışlık” komedisidir.
Bu oyundan uyarladığımız “MÜFETTİŞ”, soygun ve sömürü düzenlerinin, biçimler değişse bile öz olarak ne kadar aynı olduklarını, ezilenlerin itirazlarının iktidara dönüşememesi halinde ise bu oyunun, egemenler ve onların sahte dünyalarında başka biçimlerde ama sonsuza dek oynanıp duracağını da anlatır!
Oysa biliriz ki “Korkak, tehlike olmadığı zaman yumruk sallar.”
Eintritt: 15/13 Euro
Kartenreservierung

Ahmet Telli
YILMAZ DEMİRAL’IN SAHNELEDİĞİ
MÜFETTİŞ OYUNU ÜSTÜNE

Gogol’ün Müfettiş’i 19. Yüzyılın ilk yarısında yazılmış olmasına karşın, bugün hâlâ güncel olma özelliğini sürdürüyor. Öyledir; iyi bir sanat eseri, yaratıldığı zamanı aşarak gelecek zamanlarda da sürdürür sözünü. Fazıl Hüsnü Dağlarca söylemişti: “Bir sanat yapıtı, hem saat gibi içinde yaşadığımız zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü göstermelidir.” Böyle olduğu içindir ki, Shakespeare’in oyunları, Homeros’un anlattığı tipler daima tazeliğini koruya gelmişlerdir. Çünkü insandır, insanlık halleridir onları günümüze taşıyan. Cesuru da gelir bugüne, korkağı da…
Müfettiş’te, Belinski’nin deyişiyle “küçük tutkuların, küçük çıkarların kaynaştığı anlamsız, boş bir yaşam görüyoruz.” Bu küçük çıkarlar, kahramanları gülünç durumlara sokar. Devlet görevlilerinden esnafa kadar sarmal ilişkiler içindeki kasaba, dönemin toplumsal gerçekliğini de sergiler bir bakıma. Küçük çıkarların büyük korkulara yol açtığını gördükçe, bu tiplerin yaşadığımız, içinde bulunduğumuz gerçekliğin de tipleri olduğunu acı bir gülümsemeyle fark ederiz. Dahası, bu tiplerin adları bile canlanır zihnimizde.
İnsanlığın belleğine yerleşmiş klasik başyapıtların sinemada, tiyatroda yeni yorumlarıyla karşılaşmışızdır. Zamanın eskitemediği yapıtlar böylece gündeş yüzleşmelere de olanak verir, dünden bugüne değişen ve değişmeyen insanlık hallerini gözlemleriz. Shakespeare’in oyunları başta olmak üzere Moliere’in, Sofokles’in yapıtları defalarca farklı yorumlarla sahnelenmiştir ya da sinemaya uyarlanmıştır. Bu bağlamda bu kez, yönetmen Yılmaz Demiral’ın Müfettiş oyununu ele aldığını görüyoruz.
Demiral’ın sahnelediği Müfettiş, Gogol’ün Müfettiş’i gibi gözükse de, büsbütün o değildir. Kişiler daha yakın zamanların, hatta şimdinin canlandırılmasına yaslanır. Bunu bir anakroni değil, zamanın eklediği teknik sunumların kullanımı olarak görmek gerekir kanısındayım.
Oyunda kişilerin düştüğü komik durumlar acınasıdır ama, diğer yandan etkin izleyici, kişilerden çok toplumsal yapının çarpıklığını, insanı yozlaştırıp küçük çıkarların kişileri yaptığını fark edecektir.
Hiçbir kabahat sonsuza kadar saklı kalmaz. Hayat bir biçimde ayağını dolaştırır kabahatlinin. Oyunda öyle de olmuş, oyun kişilerinin uydurma müfettiş karşısındaki iç sarsıntıları, onları gülünç ve acınası durumlara sokmuştur. Rüşvet alenilik kazandıkça kötülüğün de katmerleşmesine yol açıyor, alttan alta toplumsal çürüyüşün nereden kaynaklandığını izliyoruz. Uydurma müfettişi de (buna zoraki müfettiş de denebilir), kendilerine benzeten kişiler, yüzleşme için aynaya değil kendi benzerlerine bakmaya başlayacaklardır. Buna yüzleşme değil, yüzleşme korkusu da denebilir. Vahim, dramatik, ama gülünçtür ortaya çıkan görüntü. Kötülük ancak yeni kötülükler üreterek sürdürebilir kendini.
Kişilerinin kurtuluş yolunu göstermez ya da açıklamaz oyun. Çünkü sorun dipte, toplumsal yapının kendisindedir. Edilgin izleyici oyun boyunca gülecek ama etkin izleyici çözümü, oyunu birlikte izlediği kişilerle oyun bittikten sonra tartışacaktır sanıyorum. Yılmaz Demiral, oyunun da yapısından hareketle bunu amaçlıyor kanısındayım.
Yılmaz Demiral’ın Müfettiş’i, gerçeğin değiştirilebilir olduğunu, değiştirilmesi gerektiğini Gogol’e katılarak göstermiyor; onu etkin izleyiciye bırakıyor.

the dangerous kitchen – The Music of Frank Zappa

13.4.2019

SA 13. April 2019, 20 Uhr
the dangerous kitchen
The Music of Frank Zappa

The Music of Frank Zappa – die Musik des amerikanischen Avantgardisten und enfant terrible der Rockmusik. Rockig, soulig, jazzig, vertrackt, satirisch und manchmal wunderbar albern.
Neun Musiker aus dem Ruhrgebiet, die mit enormer Spielfreude zu Werke gehen und mit einem stilistisch abwechslungsreichen Programm seit 2012 auf der Bu®hne stehen. Mit Bl‰sersatz, Marimba- und Vibraphon sowie mehrstimmigem Gesang liefert the dangerous kitchen ein hochwertiges Live-Erlebnis – nicht nur für Zappa-Fans.
Eintritt: 15 Euro
Kartenreservierung

Pressestimmen:
Nein, das war kein stupides Cover-Konzert. The Dangerous Kitchen drücken dem umfassenden Werk des Musikgiganten ihren eigenen Stempel auf.“ Marcus Römer, WAZ

„….die Musiker auf dieser Bühne des Gartensaales waren wirklich gut. Der einzige, der tatsächlich fehlte, war Zappa selbst.“
Ingo Marmulla, ruhrjazz.net

„Ein großartiges Konzert … die Fans vor der Bühne waren bald voll überzeugt: Hier versuchte sich niemand an höchst anspruchsvollem Material – hier wurde Zappa vom Feinsten geboten. Werner Lauterbach, WA Hamm